MUTFAK

Girişiminizin İsmini Korumanın Yolları

William Shakespeare, Romeo ve Juliet’te her ne kadar; “Tatlı kokusu gülün, adında değil özündedir.” dese de işletmenizin adını korumaya aldığınız zaman hissedeceğiniz tatmin duygusunun fazlasıyla “tatlı” olacağını söyleyebiliriz.


Bu kadar tiyatro kulübü anısı yeter. Buradasınız çünkü, girişiminizin, ürünlerinizin ve hizmetlerinizin isimlerini korumanın farklı yollarını öğrenmek istiyorsunuz. (İşleri daha da kolaylaştırmak adına, yazı boyunca her biri için “marka” ya da “girişim adı” ibarelerini kullanacağız).


Girişiminizin adı, bilinirliğinizi arttırmak için bolca zaman ve kaynak harcayacağınız en önemli kıymetlerinizden birisidir. Ancak işleriniz ne kadar büyür ve başarılı olursa bazı fırsatçılar da bir şekilde sizin gibi görünerek müşterilerinizin kafasını karıştırmaya çalışacaktır. Tabi günün sonunda bu haksız kazancın kimin cebinden çıktığını söylemeye gerek bile yok. Girişiminizin ismini korumanın hukuki yolları, çeşitli kapasitelerde farklı yöntemler ihtiva eder. En zayıfından en güçlüsüne bu yolların neler olduğunu ise aşağıda bulabilirsiniz.


1. Özel Plakalar


Hadi ama… Yapacağınız ilk şey şirketinizin adını çağrıştıran bir otomobil plakası almak olmasın. Bu yolla hiçbir şeyi koruyamazsınız. Ama tabi en azından emniyetteki polis memuru arkadaşlar işletmenizin adını bilecekler değil mi? (!)


2. İşletme Adınızı Tescil Etmek


İşletme adının, girişiminizi tanıtmak ve benzer işletmelerden ayırt etmek için tercihe bağlı olarak kullanılabileceğini şuralarda bir yerlerde anlatmıştık. Ancak mevcut ticaret unvanınızdan farklı bir isimle faaliyet yürütmek istiyorsanız, işletme adınızı ticaret siciline kaydetme zorunluluğunuz vardır. Örneğin; eğer adınız “Jon Snow” ise ve şahıs işletmesi şeklinde faaliyet gösteriyorsanız ticaret unvanınız da kural olarak “Jon Snow” olur. Fakat siz “Kuzeyin Kralı Buzları” olarak satış yapmanın peşindeyseniz böyle bir kullanımı takip eden otuz gün içerisinde bu ismi ticaret siciline kaydettirmeniz gerekir.


İşletme adınızın tecili için gerekli bilgi ve evrakları bağlı bulunduğunuz ticaret sicil müdürlüğünden ya da ilgili ticaret odasının internet sitesinden öğrenebilirsiniz. Bu türden başvuru işlemleri büyük çoğunlukla Merkezi Sicil Kayıt Sistemi - MERSİS üzerinden randevu alınarak yapılmaktadır.


Bir markayı, herhangi bir tescil olmaksızın kullandığınızda eliniz kolunuz tamamen bağlı değildir. Öyle ki; her ne kadar Sınai Mülkiyet Kanunu dahilindeki marka koruması seviyesinde olmasa da tescilsiz kullanımların, haksız rekabet hükümleri ile bir dereceye kadar korunması mümkündür. Sıfır noktasındaki haksız rekabet korumasının bir basamak üzerinde ise işletme adının tescili bulunur. Yani işletme adını, girişiminizin isminin ileri düzeyde korunması açısından başlangıç seviyesi olarak düşünebilirsiniz. Zira işletme adının tescili ile Türk Ticaret Kanunu’ndaki ticaret unvanının korunmasına ilişkin özel düzenlemelerden faydalanmak mümkün hale gelecektir. Diğer taraftan ticaret siciline yapılan kayıtların ülke çapında anlam ifade etmesi nedeniyle daha sonraki süreçte aynı isimle başka bir kayıt yapılması da mümkün olmayacaktır. Bu bir nevi fiili tekel hakkı anlamına gelir. Ancak tüm bu korumalar işletme adının kullanımına ilişkin olup oldukça sınırlıdır.


Özetle; eğer işlerinde kendi ismini kullanmayan bir gerçek kişi ticari işletmesi sahibiyseniz ya da sözleşmelerinizde, reklamlarınızda ticaret unvanından farklı isimler kullanan bir Anonim ya da Limited Şirket, işletme adınızı tescil ettirmeniz gerekir.



4. Ticari Markanızı Tescil Etmek


Ticari marka tescili size Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisindeki en güçlü hukuki korumayı sağlar. Buna karşın marka tescil süreci teknik ve prosedürel detaylarla dolu ve hatta ertelemelere konu olabilecek sancılı bir süreçtir. Nihayetinde başvurunun kabul edilmemesi de bir olasılıktır. Başvuru ile ilgili daha detaylı bilgilere şuradaki yazımızdan ulaşabilirsiniz.


Ancak başarılı bir marka başvurusu ise girişiminiz için son derece değerli bir kıymettir. Sizin için iki temel faydayı beraberinde getirir ki, biz bunlara “Sur” ve “Yay” diyoruz. Sur benzetmesi, sizin bir şey yapmanıza gerek olmaksızın diğer başvuruculara Türk Patent tarafından çekilecek bariyerden esinlenmiştir. (Öyle ki Türk Patent, benzer ve/veya kafa karıştırıcı nitelikteki marka başvurularını sizin markanıza dayanarak reddedecektir.) Yay analojisi ise izniniz olmaksızın markanızı kullananları ihtarname yağmuruna tutma yetkinize atıfta bulunmaktadır. Haklarınızı Instagram, Twitter, Pinterest, ve Facebook gibi sosyal medya platformlarındaki gönderileri kaldırtmak için dahi kullanabilirsiniz – ki eğer tescilli bir ticari markanız olmasaydı bu çok zor olurdu.


Markanızı bir kere tescil ettikten sonra yerinize oturup işinizin bittiğini düşünmemelisiniz. Zira markanızın ihlal edildiğinden haberdar olduktan sonraki süreçte sessiz kalmanız (ihtarname göndermemek, dava açmamak vb.) halinde markadan doğan haklarınızı kaybetmeniz dahi mümkündür. 



5. Uluslararası Marka Tescili


O günler gelir ve girişiminizi uluslararası ölçeğe genişletmeyi başarırsanız, markanızı ürün ya da hizmetlerinizi sattığınız tüm ülkelerde tescil ettirmeyi düşünmeniz gerekecektir. Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere marka koruması belirli bir coğrafi bölgede koruma sağlamaktadır. Yani, Türk Patent nezdinde yapacağınız tescil size, markanızı ve/veya ürünlerinizi Almanya’da ya da Birleşik Krallık’ta kullanan birisini durdurma yetkisi vermez.


Neyse ki tek bir başvuru ile, o ülkelerden yerel bir danışmanlık hizmeti almak zorunda kalmaksızın birden çok ülkede marka tescili yapmanıza imkân tanıyan bazı sistemler mevcuttur. Bu sistemlerin en ünlüsü, bir üye ülkedeki tescilinizi protokole üye diğer ülkelerdeki (şu anda 104 ülke) başvurularınız için dayanak yapma şansı veren Madrid Protokolü’dür. Talih bu ya, Türkiye 1 Ocak 1999 tarihinden bu yana protokolün bir üyesidir. Madrid Protokolü kapsamında yapılacak başvurularda, işlem ücreti İsviçre Frangı üzerinden ve tescil talep edilen her bir ülke için farklı tarifelerde alınmaktadır. Bu başvurular, Türk Patent nezdindeki tescil taleplerine nazaran daha pahalı olsalar da her bir ülke için yerinde başvuru yapmanız gereken bir senaryoya kıyasla fersah fersah daha avantajlıdır.


Daha küçük ölçekli tescil başvuruları için birtakım bölgesel başvuru sistemleri de bulunmaktadır. Aynı Madrid Protokolü gibi bu sistemler de tek bir başvuru ile birden fazla ülkede tescil imkânı sağlamaktadır. Bazı örnekler ise aşağıdaki gibidir:


BENELUX – Marka koruması BENELUX bölgesini kapsar (Belçika, Hollanda ve Luxemburg)

EUTM – Marka koruması Avrupa Birliği üyesi 28 ülkeyi kapsar.

ARIPO – Marka koruması Afrika Bölgesel Fikri Mülkiyet Örgütü üyesi 19 ülkeyi kapsar.

ASEAN – Bugün itibariyle Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği’nin ortak bir ticari marka başvuru sistemi bulunmasa da bu sistemin kurulması ile ilgili görüşmeler bir hayli mesafe katetmiş durumdadır. Şu an için kullanıma sunulan tek araç 10 üye ülkede araştırma yapma fonksiyonu gören ortak veri tabanıdır.


Tamam tamam, anladım… Sanırım.


Uzun lafın kısası, girişiminiz için gerekli ticari marka korumasının hacmi, mevcut kaynaklarınıza ve gelecekteki genişleme hedeflerinize bağlı olarak şekillenecektir. Girişiminizle ilgili bu meseleleri büyüme sürecinizin mümkün olan en erken aşamasında sorunsuz şekilde çözmüş olmanız hayatidir. Mevcut markanızın korunması ile ilgili yapılacak bir hata sizi birkaç yıl geriye atacağı gibi, heba olan yalnızca kullanamayacağınız bir markayı insanlara tanıtmak için harcadığınız maddi kaynak değil, aynı zamanda da müşterileriniz gözündeki itibarınızdır.  


09/06/19



İlgili Kaynaklar:


Sorumluluk:  Bu sayfa altında sağlanan içerik tamamıyla bilgilendirme amaçlı olup hiçbir şekilde reklam, tanıtım vb. adlar altında değerlendirilemez, hukuki tavsiye olarak yorumlanamaz ve izinsiz olarak kullanılamaz. Bu makaleyi okumanız bizimle avukat - müvekkil ilişkisi kurduğunuz anlamına gelmeyecektir. Eğer daha detaylı bilgi edinmek isterseniz, Cihangir Hukuk yardımcı olmaktan memnuniyet duyar. Bize buradan ulaşabilirsiniz.